TİHEK’ten Üniversitedeki Ayrımcılık İddialarına İnceleme Başlatıldı
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), bir vakıf üniversitesinde din ve inanç temelinde ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine dair kamuoyuna yansıyan iddialar üzerine gerekli işlemlerin başlatılacağını duyurdu. TİHEK tarafından yapılan resmi açıklamada, çeşitli basın ve yayın organlarında yer alan söz konusu iddiaların titizlikle takip edildiği belirtildi.
Din ve vicdan özgürlüğünün ulusal ve uluslararası hukuk kurallarıyla koruma altına alındığının hatırlatıldığı açıklamada; Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 18’inci maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesine atıf yapıldı. Bu düzenlemelerin, herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahip olduğunu, bu hakkın aleni veya özel olarak bireysel ya da toplu halde ibadet ve öğretme özgürlüğünü kapsadığı vurgulandı.
Açıklamada ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10’uncu maddesindeki “Kanun önünde eşitlik” ve 24’üncü maddesindeki “Din ve vicdan hürriyeti” hükümlerine dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:
“Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14’üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.”
“Demokratik Bir Hukuk Devleti Açısından Kabul Edilemez”
TİHEK, 6701 sayılı Kanun kapsamında eğitim kurumlarının hizmet sundukları kişilere yönelik ayrımcılık yapamayacağının altını çizerek açıklamasını şöyle sürdürdü:
“6701 sayılı TİHEK Kanunu’nun ‘Eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı’ başlıklı 3’üncü maddesi ile din ve inanç temelinde ayrımcılık yasaklanmıştır. Kanun’un ‘Ayrımcılık yasağının kapsamı’ başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrası ile eğitim ve öğretim hizmetleri sunan kurum ve kuruluşların yürüttükleri faaliyetler bakımından bu hizmetlerden yararlanmakta olan kişiler aleyhine ayrımcılık yapamayacağı hüküm altına alınmıştır. Yazılı ve görsel medyada yer alan iddialara konu olan din ve inanç temelinde ayrımcılık ihlalleri, demokratik bir hukuk devleti açısından kabul edilemez niteliktedir. TİHEK, her türlü ayrımcılık yasağının ihlaline dair iddiaları büyük bir ciddiyetle ele almakta, herkes için onurlu, eşit ve güvenli bir ortamın sağlanması yönündeki çalışmaları kararlılıkla sürdürmektedir. Bu doğrultuda, temel misyonu insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, insan onurunu esas alarak kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması ve hukuken tanınmış hak ve özgürlüklerden yararlanmada ayrımcılığın önlenmesinin sağlanması olan kurumumuz tarafından söz konusu iddialar yakından takip edilerek, gerekli işlemler hassasiyetle yerine getirilecektir.”
“Damsız Giriş” Uygulamasına Ağır Para Cezası
Kurum, bir diğer önemli kararıyla erkek müşterileri “damsız” oldukları gerekçesiyle içeri almayan bir işletmeye idari para cezası uygulandığını açıkladı. İstanbul’da geçen yıl gerçekleşen olayda, bilet aldıkları halde etkinlik mekanına kabul edilmeyen iki kişi, cinsiyet ayrımcılığı yapıldığı gerekçesiyle TİHEK’e başvurmuştu. İşletme ise savunmasında kadınların kendilerini güvende hissetmesi ve olası taşkınlıkların önlenmesi amacıyla bu yöntemi izlediklerini, kurallarda uygun görülmeyen kişilerin içeri alınmama hakkının saklı tutulduğunu öne sürdü.
Başvuruyu değerlendiren TİHEK, uygulamanın cinsiyet temelinde ayrımcılık teşkil ettiğine karar vererek işletmeye üst sınırdan 256 bin 357 lira idari para cezası verdi.
Kararın Gerekçesi Ön Yargılara İşaret Etti
TİHEK’in ceza kararında, Anayasa’nın eşitlik ilkesi hatırlatılarak şu değerlendirmelerde bulunuldu:
“6701 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinde sayılan ayrımcılık temellerinden birini de cinsiyet oluşturmaktadır. Bir kişinin hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden karşılaştırılabilir durumdakilere kıyasla eşit şekilde yararlanmasını cinsiyeti nedeniyle engelleyen veya zorlaştıran her türlü farklı muamele, cinsiyet temelinde doğrudan ayrımcılık oluşturmaktadır. Erkeklerin kadınları rahatsız edeceğine dair düşünce toplumsal ön yargılardan ileri gelmekte ve bunun gibi ön yargılar toplumdaki eşitsizliği derinleştirmektedir.”
Kararda ayrıca, yalnızca ön yargı ve varsayımlarla hareket edilmesinin meşru olmadığı, güvenlik tedbirlerinin artırılması gibi daha ölçülü yöntemler yerine doğrudan engelleme yoluna gidilmesinin hukuk devletinde yeri olmadığı vurgulandı.